Aramak istediğiniz kelimeyi yazınız..
Ara ..

5 Mayıs 2020

Hızır peygamberin görevini yapmak için yaptığı yolculuklarından birine İlyas peygamber de katılmak ister. Hızır bir şartla buna izin verir. “Yaptıklarımı anlamaya çalış ama soru sorma. Sorarsan benimle birlikte dolaşma hakkını kaybedersin” der. İlyas da bunu kabul eder.

Yolculuk sırasında bir nehir kıyısına geldiklerinde, bir sandalcı onları ücret almadan karşıya geçirir. Üstüne üstlük, gece onları misafir eder ve yemek verir. Hızır ise gece yarısı sandalın içine delik açar ve İlyas ile birlikte oradan kaçarlar. İlyas olanlara mana veremez ve nedenini sorar. “Ey Hızır, ihtiyar adam bize iyilik etti, parasız bu kıyıya taşıdı, yemek sundu. Sen onun iyiliğine ekmek teknesine zarar vererek karşılık verdin. Kayığın dibini deldin. Neden yaptın bunu?” Hızır onu daha önce uyardığını ve yanıt vermeyeceğini söyler.

Bir süre sonra yolları bir köye ulaşır. Kendisinden gece kalmak için bir yer ve yemek istedikleri adam tarafından kovulurlar. Hızır uzaklaşmadan önce evin duvarını tamir eder. İlyas gene merek eder ama bu sefer soru sormaz.

Yola devam ederlerken bu sefer başka bir köye ulaşırlar. Köylüler Hızır ve İlyas’a çok iyi davranırlar ve sofralarına buyur ederler. Bu sırada çok güzel yüzlü bir çocuk görürler. Tüm köylüler çocuğun her istediğini yerine getirmekte yarışıyorlardır adeta. Hızır peygamber ise gider ve çocuğa çok şiddetli bir tokat vurur. Öyle şiddetli bir darbedir ki bu çocuğun burnu kırılır, yanağı kayar ve tüm güzelliği yok olur. Herkes şoktadır, çocukla ilgilenirlerken konukları oradan kovarlar. İlyas peygamber Hızır peygambere yetişir ve artık dayanamayıp sorar: “Ey Hızır; sana soru sormayacağıma dair söz verdim ama ne yaptığını anlayamadım. Bize iyilik yapan balıkçının kayığının dibini deldin. Bize kötü davranan adamın evini tamir ettin. Şimdi de bizi güler yüzle karşılayan, yemek veren insanların güzel çocuğuna zarar verdin. Bunları neden yaptın?” Hızır gülümser ve “Ey İlyas, sana demiştim, daha neler olduğunu anlayacak düzeyde değilsin diye. Sana yaptıklarımı açıklayacağım ama artık benime birlikte dolaşamazsın. “ der ve devam eder: Kayığın dibini delmemi açıklayayım. Nehrin yukarısında silahlı adamlar vardı ve buldukları işe yarar her şeyi zorbalıkla alacaklardı. Bizim ayrıldığımız sabah balıkçının oraya gelecekler ve eğer sağlam bulsalar kayığa el koyacaklardı. Ben onların almaması için dibini deldim. İhtiyar, oğullarıyla kayığı iki günde tamir eder ve çalışır. Oysa kayık sağlam olsaydı tümden ellerinden gidecekti. Bize kötü davranan adamın evinin duvarını tamir ettim. Zira o duvar içinde altınlar vardı ve altınları bulmasınlar diye duvarı tamir ettim. Eğer duvar yıkılsaydı, altınları bulacaklar ve daha zalim olacaklardı. İlyas bu açıklamalar karşısında hatasını anlamıştır ama yine de sorar, “Peki ben bunları anladım ama o çocuğa neden tokat vurduğunu anlamadım. Tamamen masum ve güzeldi. Hızır da ”“O çocuk öyle güzeldi ki İlyas, herkes ona köle gibi hizmet ediyordu. Bu davranışları çocuğu zalim ve şımarık yapmıştı. Büyüyünce zalimliği artacak ve tüm halkına mutsuzluk verecekti. Anne ve babasına işkenceler edecekti. Ben onun güzelliğini bozarak kötü bir insan olarak yetişmesini engelledim.”

İşte böyle dostlar. Hayatımızda karşılaştığımız olayları iyi-kötü ayırımına girmeden arkadaki nedeni ile birlikte değerlendirdiğimizde hayatın anlamını kavramaya başlayabilir ve şükredebliriz.

 

 

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

1-KAZANAN her zaman çözümün bir parçasıdır
KAYBEDEN her zaman problemin bir parçasıdır

2-KAZANAN her zaman bir programı vardır
KAYBEDEN her zaman bir özürü vardır

3-KAZANAN ”Bu işi senin için yaparım” der
KAYBEDEN ”Benim işim değil ki”

4-KAZANAN her sorunda bir çözüm görür
KAYBEDEN her çözümde bir sorun görür

5-KAZANAN Uzak ama yolu biliyorum” der
KAYBEDEN Yakın ama yolu bilmiyorum”

6-KAZANAN çakılların yanındaki çimeni görür
KAYBEDEN çimenin yanındaki çakılları görür

7-KAZANAN “Zor olabilir ama mümkün” der
KAYBEDEN “Mümkün ama çok zor”

8-KAZANAN konuşmak yerine yapar
KAYBEDEN yapmak yerine konuşur

9-KAZANAN ağlamak yerine çalışır
KAYBEDEN çalışmak yerine ağlar

10-KAZANAN beynini çalıştırır
KAYBEDEN çenesini….

10 seçenekten hangisini seçiyor ve uyguluyorsunuz. Umarım, kazanan beyin yapsındasınızdır. Her seçenek için0-10 arasonda
puan verirseniz kaç puanınız olur. Umarım tam puan alırsınız. Eğer puan durumunuz 70 altında ise işiniz zordur. 50 puan
iseniz çok acil, pazarık yapmadan harekete geçmeniz gerekir. Daha altında olduğunu düşünmek bile istemiyorum ama bir
yerden, en kısa zamanda başlamanız hayrınıza olacaktır.

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

Sevgisiz zeka, bizi küstah yapar.
Sevgisiz adalet, bizi dizginsiz yapar.
Sevgisiz diplomasi, bizi iki yüzlü yapar.
Sevgisiz başarı, bizi kibirli yapar.
Sevgisiz zenginlik, bizi haris yapar.
Sevgisiz uysallık, bizi hizmetkâr yapar.
Sevgisiz yoksulluk, bizi mağrur, aksi yapar.
Sevgisiz güzellik, bizi gülünç yapar.
Sevgisiz kudret, bizi zorba, despot yapar.
Sevgisiz çalışma, bizi köle yapar.
Sevgisiz sadelik, bizi değersiz yapar.
Sevgisiz yasa, kural, bizi tutsak yapar.
Sevgisiz siyaset, bizi bencil yapar.
Sevgisiz inanç, bizi bağnaz yapar.

SEVGİSİZ HAYAT… ANLAMSIZDIR

Altına imza atılmaya değerde satırlar… Yaptığımız her işe, her özelliğimize, karakterimize sevgiyi sokmak, bizim gerçek
insan olmamızda büyük mesafeler kat etmemize yardımcı olacaktır.

Sevginin olduğu yerde başka bir şeyin olması mümkün değildir. Nasıl aydınlığın olduğu yerde karanlık barınamazsa, sevginin
olduğu yerde de hiç bir olumsuz duygu barınamaz.

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

Ağzınızdan çıkan kaderiniz olur.

Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelere dönüşür

Düşüncelerinize dikkat edin, duygulara dönüşür

Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür

Davranıslarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür

Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür

Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür

Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

Bir grup bilim adamı 5 tane maymunu bir kafesin içine koydu. Maymunların arasına da üzerinde muz olan bir merdiven
yerleştirildi.

Ne zaman maymunlardan biri muzları almak için merdivene tırmanmaya kalksa bilim adamları diğer maymunları soğuk suyla
ıslattı.

Bir süre sonra ne zaman maymunlardan biri merdivene tırmanmaya kalksa diğer maymunlar onu dövmeye başladı.

Aradan biraz daha zaman geçtikten sonra merdivendeki muzlar ne kadar çekici olursa olsun maymunlardan hiçbirisi merdivene
tırmanmaya cesaret edemez oldu.

Bilim adamları maymunlardan birini değiştirmeye karar verdi. Kafese giren yeni maymunun yaptığı ilk şey merdivene
tırmanmayı denemek oldu. Diğer maymunlar hemen ona saldırdılar ve yeni maymunu dövdüler.

Defalarca dayak yedikten sonra yeni maymun sebebini bilmediği halde merdivene tırmanmaması gerektiğini öğrendi.

Kafesteki maymunlardan birisi daha değiştirildi ve ilk değişimde yaşananların aynısı yaşandı. Hatta değiştirilen ilk
maymun da ikinci maymunun dövülmesine yardım etti. Üçüncü ve dördüncü maymunlar da değiştirildiğinde aynı olaylar
gözlemlendi. Son olarak beşinci maymun da değiştirildi.

Artık kafeste hiç soğuk suyla ıslatılmamış olan ama buna rağmen merdivene tırmanana saldıran beş tane maymun vardı.

Eğer maymunlara neden merdivene tırmananları dövdüklerini sormak mümkün olsaydı eminiz şu cevabı alırdık:

‘Bilmiyorum, burada işler böyle yürüyor.’

Tanıdık geliyor mu?

Bilinçaltımızı nasıl kodlatırsak, o şekilde düşünür, o şekilde yaşar ve o şeklin kendisi oluruz. Neden sorusuna cevap
veremeyen, dünya kodları ile istila edilmiş bir bilinçaltı tarafından yönetilen varlıklara dönüşürüz.

Zihin haritamız her ne kadar bugün bizi biz yapan unsur olsa da, bilinçaltımıza neyi ekip neyi biçeceğimiz tamamen bizim
elimize verilmiştir. İnsana hediye edilmiş en önemli gücün; düşünce gücünün farkındalığına varmak, mutluluk ve başarının
ve nihayetinde bilinçli özvarlığımıza varmanın tek yoludur.
Her şey zihinde örülü söylem kalıplarında yatmaktadır. Kimse suçu dışarıda aramasın.

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

Uzun yıllar önce, Çin’de Li-li adında bir kız yaşıyordu ve günün birinde bir delikanlıyla evlendi.

Li-li’nin kocası zengin biri olmadığı gibi, ailesi ile beraber yaşıyordu. O yüzden, Li-li’nin evi kocasıyla birlikte dul kayınvalidesi ile de paylaşması gerekiyordu.

Aylar geçtikçe, Li-li kayınvalidesiyle geçinmenin çok zor olduğunu anlamaya başladı. İkisinin de kişiliği çok farklıydı ve bu yüzden sık sık kavga ediyorlardı. Kavgalar gitgide o kadar şiddetlenmişti ki, konu komşu da evde olup bitenlerden haberdar olmaya başlamıştı.

Birkaç ay daha böyle geçtikten sonra, Li-li bu işin böyle gitmeyeceğinden iyice emin haldeydi. Bu durumun annesi ile eşi arasında kalan kocası için evliliği cehenneme çevirdiğini de görüyor; eşi için de üzülüyordu.

Li-li, bir çare bulabilme ümidiyle, baba tarafından aile dostları olan bir baharatçıya gidip derdini anlattı. Baharatçı Li-li’ye bu işin kesin çözümünün kayınvalideyi ortadan kaldırmak olduğunu söyledi. Ama bu işi farkettirmeden halletmesi gerekiyordu. O yüzden değişik bitkilerden hazırladığı bir ekstreyi Li-li üç ay boyunca azar azar kaynanası için yaptığı yemeklere koyacaktı. Zehir az az verilecek, böylece kayınvalideyi Li-li’nin öldürdüğü anlaşılmayacaktı . Yaşlı baharatçı, Li-li’ye, bunun için, zehiri azar azar verdiği üç ay içinde şüphe verici davranışlardan, özellikle kayınvalidesine karşı sert kavgalardan kaçınmasını tavsiye etti. Üç ay için sabredip kayınvalidesine olabildiğince iyi davranmalıydı Li-li.

Baharatçının hazırladığı zehir ekstresini de alarak sevinç içinde eve dönen Li-li, baharatçının önerdiği planı adım adım uygulamaya başladı. Her gün en güzel yemekleri yapıyor, kayınvalidesinin tabağına zehiri azar azar damlatıyor, bu arada ona iyi davranmayı ihmal etmiyordu.

Onun bu iyi muamelesi kayınvalideyi de etkilemiş, gün gün ona daha iyi davranmaya, haftalar geçtikçe de ona kendi kızı gibi sevgi ve ilgi göstermeye başlamıştı. Evde artık barış rüzgârları esiyordu.

Bu durum karşısında, Li-li yaptıklarından utanmaya başladı. Kayınvalidesinin aslında pek de kötü biri olmadığını, bilakis pekâlâ iyi bir insan olduğunu düşünmeye başlamıştı. Ama, yemeğine azar azar damlattığı zehirler yüzünden onun ölmesi de an meselesiydi artık.

Vicdan azabı içinde kıvranan Li-li, yaptıklarından pişman vaziyette yine baharatçıya gitti ve bu kez, verdiği zehiri kandan temizleyecek bir iksir yapması için kendisine yalvardı. Artık yaşlı kadının ölmesini istemiyordu.

Yaşlı baharatçı, Li-li’nin bu yalvarmaları karşısında kahkahalarla gülmeye başladı. Li-li ise çok ciddiydi ve zehirin tesirini vücuddan atacak bir ilaç yapmasını ısrarla istiyordu.

“Ah Li-li!” dedi baharatçı, “Sana zehir diye verdiğim şey, vücudu güçlendiren bazı bitki özlerinin bir karışımıydı yalnızca. Çünkü, asıl zehir ikinizin kafasındaydı. Sen ona iyi davrandıkça bu zehir dağıldı ve yerini sevgi ve anlayışa bıraktı.”

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:

-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?

-On yılda, demiş kavak.

-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.

-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!

-Doğru, demiş kavak.

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:

-Neler oluyor bana ağaç?

-Ölüyorsun, demiş kavak.

-Niçin?

-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.

1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

Bir Hint masalına göre, kedi korkusundan devamlı endişe içinde yaşayan bir fare vardır. Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür.

Fare kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür.

Ve der ki, “Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem.”

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

R.H Reeves’in ‘Hayvan Okulu’ isimli öyküsü, yeni dünya düzeninin gerektirdiği nitelikleri taşıyabilen bir eğitim sisteminin nasıl olmaması gerektiği ve öğrencilerin bireysel farklılıkları üzerine bir kez daha düşünülmesi gerektiğini çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır.

Hayvanlar alemi Yeni Dünya’nın sorunlarıyla baş edebilmek için bir okul açmaya karar vermiş. Dersler koşmak, uçmak, tırmanmak ve yüzmekten oluşuyormuş.

Yönetimi kolaylaştırmak için bütün hayvanların bütün derslere katılmaları isteniyormuş.

Ördek yüzmede çok iyi not almış, uçmada orta almış, ama koşmada çok beceriksizmiş. Bu yüzden yüzmeyi bırakması gerekmiş, derslerden sonra okulda kalıp koşma çalışması yapması gerekiyormuş. Bunu perdeli ayakları yıpranıncaya kadar yapması gerekmiş. Sonunda dayanamayıp okulu terk etmiş.

Tavşan koşma dersinde çok iyiymiş, ama yüzmede durumunu düzeltmek için o kdara çok çalışmış ki bunalıma girmiş.

Sincap tırmanmada harikaymış ama uçma dersinde öğretmeni kendisini uçmaya zorlayınca kaslarına kramp girmiş ve koşma ve tırmanma derslerinden de iyi not alamamış.

Kartal sorunlu bir çocukmuş, belli bir disipline sokulması gerekiyormuş. Tırmanma dersinde diğer öğrencilerden önce ağacın tepesine ulaşıyormuş ama bunu ille de kendi yöntemiyle uçarak yapmak istiyormuş.

Sene sonunda yüzebilen, toprakta hızlı hareket edebilen ve tırmanabilen bir yılan okulu birinci bitirmiş.

Köstebekler, okul yönetimini programa toprağı kazma ve tünel açma dersi eklemedikleri için protesto etmişler ve okula gitmemişler.

Çocuklarını porsuğun yanına çırak olarak vermişler. Sonunda bir gurup girişimci hayvan kendi özel okullarını kurmuşlar.

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

Bir gün Napolyon düşman askerlerinden kaçarken, bir bakkal dükkânına girmiş. Bakkala hemen kendisini saklamasını emretmiş. Bakkal da Napolyonu müsait bir yere saklayıp, biraz sonra gelen düşmanları da :

‘Az evvel biri koşarak şu tarafa kaçtı.’

diye savuşturmuş. Nihayet biraz sonra Napolyon’un muhafızları yetişmişler. Bakkal ömründe bir daha karşilaşamayacağı Napolyon’a sormuş:

‘Efendim, af buyurun ama merak ettim, ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir duygu?’

Napolyon birden öfkelenmis.

‘Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçercesine konuşabiliyorsun?’

diye bağırmış. Hemen askerlerine, adamcağızı kurşuna dizmelerini emretmiş. Askerler bakkalın gözünü bağlayıp, karşisına dizilmişler. Mermiler namlulara sürülmüş, artık ‘ateş’ emri verilecek… Adamcağız içinden:

‘Ah, ne yaptın sen? Şimdi ölüp gideceksin’

diye düşünürken,arkadan bir çift el uzanmış, gözündeki bağı açmış.Karşisında Napolyon varmış. Tek cümleyle cevaplamış Napolyon:

‘İşte böyle bir duygu!’

“Yaşayarak öğrenmek, bedeli en yüksek öğrenme biçimidir…”

Posted in Hikayeler