Aramak istediğiniz kelimeyi yazınız..
Ara ..

8 Kasım 2016

1-KAZANAN her zaman çözümün bir parçasıdır
KAYBEDEN her zaman problemin bir parçasıdır

2-KAZANAN her zaman bir programı vardır
KAYBEDEN her zaman bir özürü vardır

3-KAZANAN ”Bu işi senin için yaparım” der
KAYBEDEN ”Benim işim değil ki”

4-KAZANAN her sorunda bir çözüm görür
KAYBEDEN her çözümde bir sorun görür

5-KAZANAN Uzak ama yolu biliyorum” der
KAYBEDEN Yakın ama yolu bilmiyorum”

6-KAZANAN çakılların yanındaki çimeni görür
KAYBEDEN çimenin yanındaki çakılları görür

7-KAZANAN “Zor olabilir ama mümkün” der
KAYBEDEN “Mümkün ama çok zor”

8-KAZANAN konuşmak yerine yapar
KAYBEDEN yapmak yerine konuşur

9-KAZANAN ağlamak yerine çalışır
KAYBEDEN çalışmak yerine ağlar

10-KAZANAN beynini çalıştırır
KAYBEDEN çenesini….

10 seçenekten hangisini seçiyor ve uyguluyorsunuz. Umarım, kazanan beyin yapsındasınızdır. Her seçenek için0-10 arasonda
puan verirseniz kaç puanınız olur. Umarım tam puan alırsınız. Eğer puan durumunuz 70 altında ise işiniz zordur. 50 puan
iseniz çok acil, pazarık yapmadan harekete geçmeniz gerekir. Daha altında olduğunu düşünmek bile istemiyorum ama bir
yerden, en kısa zamanda başlamanız hayrınıza olacaktır.

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

Sevgisiz zeka, bizi küstah yapar.
Sevgisiz adalet, bizi dizginsiz yapar.
Sevgisiz diplomasi, bizi iki yüzlü yapar.
Sevgisiz başarı, bizi kibirli yapar.
Sevgisiz zenginlik, bizi haris yapar.
Sevgisiz uysallık, bizi hizmetkâr yapar.
Sevgisiz yoksulluk, bizi mağrur, aksi yapar.
Sevgisiz güzellik, bizi gülünç yapar.
Sevgisiz kudret, bizi zorba, despot yapar.
Sevgisiz çalışma, bizi köle yapar.
Sevgisiz sadelik, bizi değersiz yapar.
Sevgisiz yasa, kural, bizi tutsak yapar.
Sevgisiz siyaset, bizi bencil yapar.
Sevgisiz inanç, bizi bağnaz yapar.

SEVGİSİZ HAYAT… ANLAMSIZDIR

Altına imza atılmaya değerde satırlar… Yaptığımız her işe, her özelliğimize, karakterimize sevgiyi sokmak, bizim gerçek
insan olmamızda büyük mesafeler kat etmemize yardımcı olacaktır.

Sevginin olduğu yerde başka bir şeyin olması mümkün değildir. Nasıl aydınlığın olduğu yerde karanlık barınamazsa, sevginin
olduğu yerde de hiç bir olumsuz duygu barınamaz.

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

Ağzınızdan çıkan kaderiniz olur.

Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelere dönüşür

Düşüncelerinize dikkat edin, duygulara dönüşür

Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür

Davranıslarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür

Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür

Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür

Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

Bir grup bilim adamı 5 tane maymunu bir kafesin içine koydu. Maymunların arasına da üzerinde muz olan bir merdiven
yerleştirildi.

Ne zaman maymunlardan biri muzları almak için merdivene tırmanmaya kalksa bilim adamları diğer maymunları soğuk suyla
ıslattı.

Bir süre sonra ne zaman maymunlardan biri merdivene tırmanmaya kalksa diğer maymunlar onu dövmeye başladı.

Aradan biraz daha zaman geçtikten sonra merdivendeki muzlar ne kadar çekici olursa olsun maymunlardan hiçbirisi merdivene
tırmanmaya cesaret edemez oldu.

Bilim adamları maymunlardan birini değiştirmeye karar verdi. Kafese giren yeni maymunun yaptığı ilk şey merdivene
tırmanmayı denemek oldu. Diğer maymunlar hemen ona saldırdılar ve yeni maymunu dövdüler.

Defalarca dayak yedikten sonra yeni maymun sebebini bilmediği halde merdivene tırmanmaması gerektiğini öğrendi.

Kafesteki maymunlardan birisi daha değiştirildi ve ilk değişimde yaşananların aynısı yaşandı. Hatta değiştirilen ilk
maymun da ikinci maymunun dövülmesine yardım etti. Üçüncü ve dördüncü maymunlar da değiştirildiğinde aynı olaylar
gözlemlendi. Son olarak beşinci maymun da değiştirildi.

Artık kafeste hiç soğuk suyla ıslatılmamış olan ama buna rağmen merdivene tırmanana saldıran beş tane maymun vardı.

Eğer maymunlara neden merdivene tırmananları dövdüklerini sormak mümkün olsaydı eminiz şu cevabı alırdık:

‘Bilmiyorum, burada işler böyle yürüyor.’

Tanıdık geliyor mu?

Bilinçaltımızı nasıl kodlatırsak, o şekilde düşünür, o şekilde yaşar ve o şeklin kendisi oluruz. Neden sorusuna cevap
veremeyen, dünya kodları ile istila edilmiş bir bilinçaltı tarafından yönetilen varlıklara dönüşürüz.

Zihin haritamız her ne kadar bugün bizi biz yapan unsur olsa da, bilinçaltımıza neyi ekip neyi biçeceğimiz tamamen bizim
elimize verilmiştir. İnsana hediye edilmiş en önemli gücün; düşünce gücünün farkındalığına varmak, mutluluk ve başarının
ve nihayetinde bilinçli özvarlığımıza varmanın tek yoludur.
Her şey zihinde örülü söylem kalıplarında yatmaktadır. Kimse suçu dışarıda aramasın.

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

Uzun yıllar önce, Çin’de Li-li adında bir kız yaşıyordu ve günün birinde bir delikanlıyla evlendi.

Li-li’nin kocası zengin biri olmadığı gibi, ailesi ile beraber yaşıyordu. O yüzden, Li-li’nin evi kocasıyla birlikte dul kayınvalidesi ile de paylaşması gerekiyordu.

Aylar geçtikçe, Li-li kayınvalidesiyle geçinmenin çok zor olduğunu anlamaya başladı. İkisinin de kişiliği çok farklıydı ve bu yüzden sık sık kavga ediyorlardı. Kavgalar gitgide o kadar şiddetlenmişti ki, konu komşu da evde olup bitenlerden haberdar olmaya başlamıştı.

Birkaç ay daha böyle geçtikten sonra, Li-li bu işin böyle gitmeyeceğinden iyice emin haldeydi. Bu durumun annesi ile eşi arasında kalan kocası için evliliği cehenneme çevirdiğini de görüyor; eşi için de üzülüyordu.

Li-li, bir çare bulabilme ümidiyle, baba tarafından aile dostları olan bir baharatçıya gidip derdini anlattı. Baharatçı Li-li’ye bu işin kesin çözümünün kayınvalideyi ortadan kaldırmak olduğunu söyledi. Ama bu işi farkettirmeden halletmesi gerekiyordu. O yüzden değişik bitkilerden hazırladığı bir ekstreyi Li-li üç ay boyunca azar azar kaynanası için yaptığı yemeklere koyacaktı. Zehir az az verilecek, böylece kayınvalideyi Li-li’nin öldürdüğü anlaşılmayacaktı . Yaşlı baharatçı, Li-li’ye, bunun için, zehiri azar azar verdiği üç ay içinde şüphe verici davranışlardan, özellikle kayınvalidesine karşı sert kavgalardan kaçınmasını tavsiye etti. Üç ay için sabredip kayınvalidesine olabildiğince iyi davranmalıydı Li-li.

Baharatçının hazırladığı zehir ekstresini de alarak sevinç içinde eve dönen Li-li, baharatçının önerdiği planı adım adım uygulamaya başladı. Her gün en güzel yemekleri yapıyor, kayınvalidesinin tabağına zehiri azar azar damlatıyor, bu arada ona iyi davranmayı ihmal etmiyordu.

Onun bu iyi muamelesi kayınvalideyi de etkilemiş, gün gün ona daha iyi davranmaya, haftalar geçtikçe de ona kendi kızı gibi sevgi ve ilgi göstermeye başlamıştı. Evde artık barış rüzgârları esiyordu.

Bu durum karşısında, Li-li yaptıklarından utanmaya başladı. Kayınvalidesinin aslında pek de kötü biri olmadığını, bilakis pekâlâ iyi bir insan olduğunu düşünmeye başlamıştı. Ama, yemeğine azar azar damlattığı zehirler yüzünden onun ölmesi de an meselesiydi artık.

Vicdan azabı içinde kıvranan Li-li, yaptıklarından pişman vaziyette yine baharatçıya gitti ve bu kez, verdiği zehiri kandan temizleyecek bir iksir yapması için kendisine yalvardı. Artık yaşlı kadının ölmesini istemiyordu.

Yaşlı baharatçı, Li-li’nin bu yalvarmaları karşısında kahkahalarla gülmeye başladı. Li-li ise çok ciddiydi ve zehirin tesirini vücuddan atacak bir ilaç yapmasını ısrarla istiyordu.

“Ah Li-li!” dedi baharatçı, “Sana zehir diye verdiğim şey, vücudu güçlendiren bazı bitki özlerinin bir karışımıydı yalnızca. Çünkü, asıl zehir ikinizin kafasındaydı. Sen ona iyi davrandıkça bu zehir dağıldı ve yerini sevgi ve anlayışa bıraktı.”

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:

-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?

-On yılda, demiş kavak.

-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.

-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!

-Doğru, demiş kavak.

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:

-Neler oluyor bana ağaç?

-Ölüyorsun, demiş kavak.

-Niçin?

-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.

1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

Bir Hint masalına göre, kedi korkusundan devamlı endişe içinde yaşayan bir fare vardır. Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür.

Fare kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür.

Ve der ki, “Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem.”

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

R.H Reeves’in ‘Hayvan Okulu’ isimli öyküsü, yeni dünya düzeninin gerektirdiği nitelikleri taşıyabilen bir eğitim sisteminin nasıl olmaması gerektiği ve öğrencilerin bireysel farklılıkları üzerine bir kez daha düşünülmesi gerektiğini çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır.

Hayvanlar alemi Yeni Dünya’nın sorunlarıyla baş edebilmek için bir okul açmaya karar vermiş. Dersler koşmak, uçmak, tırmanmak ve yüzmekten oluşuyormuş.

Yönetimi kolaylaştırmak için bütün hayvanların bütün derslere katılmaları isteniyormuş.

Ördek yüzmede çok iyi not almış, uçmada orta almış, ama koşmada çok beceriksizmiş. Bu yüzden yüzmeyi bırakması gerekmiş, derslerden sonra okulda kalıp koşma çalışması yapması gerekiyormuş. Bunu perdeli ayakları yıpranıncaya kadar yapması gerekmiş. Sonunda dayanamayıp okulu terk etmiş.

Tavşan koşma dersinde çok iyiymiş, ama yüzmede durumunu düzeltmek için o kdara çok çalışmış ki bunalıma girmiş.

Sincap tırmanmada harikaymış ama uçma dersinde öğretmeni kendisini uçmaya zorlayınca kaslarına kramp girmiş ve koşma ve tırmanma derslerinden de iyi not alamamış.

Kartal sorunlu bir çocukmuş, belli bir disipline sokulması gerekiyormuş. Tırmanma dersinde diğer öğrencilerden önce ağacın tepesine ulaşıyormuş ama bunu ille de kendi yöntemiyle uçarak yapmak istiyormuş.

Sene sonunda yüzebilen, toprakta hızlı hareket edebilen ve tırmanabilen bir yılan okulu birinci bitirmiş.

Köstebekler, okul yönetimini programa toprağı kazma ve tünel açma dersi eklemedikleri için protesto etmişler ve okula gitmemişler.

Çocuklarını porsuğun yanına çırak olarak vermişler. Sonunda bir gurup girişimci hayvan kendi özel okullarını kurmuşlar.

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

Bir gün Napolyon düşman askerlerinden kaçarken, bir bakkal dükkânına girmiş. Bakkala hemen kendisini saklamasını emretmiş. Bakkal da Napolyonu müsait bir yere saklayıp, biraz sonra gelen düşmanları da :

‘Az evvel biri koşarak şu tarafa kaçtı.’

diye savuşturmuş. Nihayet biraz sonra Napolyon’un muhafızları yetişmişler. Bakkal ömründe bir daha karşilaşamayacağı Napolyon’a sormuş:

‘Efendim, af buyurun ama merak ettim, ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir duygu?’

Napolyon birden öfkelenmis.

‘Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçercesine konuşabiliyorsun?’

diye bağırmış. Hemen askerlerine, adamcağızı kurşuna dizmelerini emretmiş. Askerler bakkalın gözünü bağlayıp, karşisına dizilmişler. Mermiler namlulara sürülmüş, artık ‘ateş’ emri verilecek… Adamcağız içinden:

‘Ah, ne yaptın sen? Şimdi ölüp gideceksin’

diye düşünürken,arkadan bir çift el uzanmış, gözündeki bağı açmış.Karşisında Napolyon varmış. Tek cümleyle cevaplamış Napolyon:

‘İşte böyle bir duygu!’

“Yaşayarak öğrenmek, bedeli en yüksek öğrenme biçimidir…”

Posted in Hikayeler
8 Kasım 2016

Osman Efendi bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır.

İlaç alır, geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder. Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrı kesiciler verir, gider. Lakin Osman Efendinin baş ağrısı artarak sürer. Üstüne üstlük baş ağrısı yanı sıra gözleri de yaşarmaya başlar.

Başka doktorlar çağrılır… Osman Efendi Uşak’ın ileri gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaat eder. Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de bulamaz. Ev halkı birbirine karışır, baş ağrısından geceleri uyuyamayan Osman Efendiyi İstanbul’a götürmeye karar verirler.

İstanbul’da en iyi doktorlar seferber olur. Röntgenler, beyin tomografileri çekilir, testler yapılır… Görünüşe bakılırsa Osman Efendi turp gibidir. Oysa dayanması gittikçe zorlaşan baş ağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir. Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa da apar topar yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsviçre moda, Zürih’e gidilir. Haftalarca hastanede kalınır, onlarca profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.

Sonuç olarak:

Osman Efendiye teşhis konulamaz. Artık yerinden kalkamayan Osman Efendiye ağrı kesici iğneler verilir, ülkesine dönüp “dinlenmesi”, daha doğrusu son günlerini evinde geçirmesi tavsiye edilir. Osman Efendi bitkin, aile perişan. “Kader” denilir, Uşak’a dönülür.

Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar.

Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendinin eski berberi “Berber Mehmet” çağrılır.

Berber yataktan kalkamayan Osman Efendiyi tıraş ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler.

Berber Mehmet bir an düşünür. “Beyim?” der, “Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın” Bir bakar, “Hah işte der. “Kıl dönmüş.” Osman Efendinin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker.

Ev halkı Osman Efendinin köyü ayağa kaldıran çığlığıyla odaya koşar. Berber Mehmet, Osman Efendinin elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla kapı dışarı edilir.

Osman Efendinin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir. Baş ağrısından ise eser kalmamıştır.

KISSADAN HİSSE :

Vergiden turizme, sosyal güvenlikten adalet reformuna kadar Berber Mehmet efendilerin fikirleri var, dinlemek gerek.
Bazen büyük sorunların çok basit çözümleri olur.
Burnundan kıl aldırtmayanların başı çok ağrıyabilir.

Posted in Hikayeler