Aramak istediğiniz kelimeyi yazınız..
Ara ..

3 Kasım 2016

İleri derecede hasta iki adam aynı hastane odasındaydılar.
Adamlardan birinin her öğleden sonra bir saatliğine oturmasına izin veriliyordu, ciğerlerindeki suyun süzülmesi için. Bu hastanın yatağı odadaki tek pencerenin tam yanındaydı. Diğer hasta ise odanın diğer köşesinde hep sırtüstü yatmak zorundaydı.
Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konuşur, eşlerini, ailelerini, evlerini, işlerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri anlatırlardı birbirlerine.
Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra oturmasına izin verdikleri saati diğer hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak geçiriyordu.
Diğer hasta hep bir sonraki günü iple çekmeye başladı, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için.
Pencere, içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu. Ördekler ve kuğular gölde yüzerken çocuklar model bot’larını suda yüzdürüyorlardı. Genç aşıklar, gökkuşağının tüm renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı. Ulu ağaçlar etrafı süslüyor, uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu.
Pencere kenarındaki adam bunları muhteşem bir detayla anlatırken, odanın diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar ve bu muhteşem manzarayı hayalinde canlandırırdı. Sıcak bir öğleden sonra, pencerenin yanındaki adam geçmekte olan bir şenlik alayını tarif etti. Diğer adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki adamın tasviriyle.
Günler ve haftalar geçti. Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren gündüzcü hemşire pencere kenarında yatan hastanın cansız bedeniniyse karşılaştı; uykusunda, huzur içinde ölmüştü. Hüzünlendi, hastane görevlilerini cesedi dışarı taşımaları için çağırdı.
Uygun zaman geçtiğine kanaat getirir getirmez, diğer hasta pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının mümkün olup olamayacağını sordu. Hemşire memnuniyetle isteğini yerine getirdi, hastanın rahat olduğundan emin olduktan sonra onu yalnız bıraktı.
Yavaşça, duyduğu acıya aldırmadan, bir dirseğine yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından doğruldu adam. Sonunda, dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yaşayabilecekti. Pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça dönmeye zorladı kendisini. Ve döndü…
Pencere, boş bir duvara bakıyordu.
Adam hemşireyi çağırarak kendisine, vefat eden oda arkadaşının pencerenin dışında görünen harika şeylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne olabileceğini sordu.
Hemşirenin cevabı, ölen adamın kör olduğu ve pencerenin önündeki duvarı görmediğiydi. “Sanırım seni cesaretlendirmek istedi” dedi.
……. Diğer insanları mutlu etmek çok büyük mutluluk getirir, kendi durumunuz ne olursa olsun. Paylaşılan dertler yarısı kadar üzüntü verir, paylaşılan mutluluklar ise iki katı artar.
Bu gün bize bir hediyedir.

Posted in Hikayeler
3 Kasım 2016

İş adamının işleri bozulmuştu. Ne yaptıysa olmuyordu. Bir zamanlar çok başarılı bir insan olmasına rağmen şimdi büyük olan sadece borçlarıydı. Bir taraftan kredi verenler onu sıkıştırırken, diğer taraftan da bir sürü insan ödeme bekliyordu.Çok bunalmıştı ve hiçbir çıkış yolu bulamıyordu. Nefes almak için parka gitti. Bir banka oturdu, başını ellerinin arasına aldı ve bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünmeye başladı. Tam bu sırada birden, önünde yaşlı bir adam durdu.

‘Çok üzgün görünüyorsun. Seni rahatsız eden bir şey olduğu belli… Benimle Paylaşmak ister misin?’ diye sordu yaşlı adam.

İşadamının yakınmalarını dinledikten sonra da,

‘Sana yardım edebilirim’ dedi.

Çek defterini çıkardı. İşadamının adını sordu ve ona bir çek yazdı. Çeki ona verirken de şöyle dedi:

‘Bu para senin. Bir yıl sonra seninle burada buluştuğumuzda bana olan borcunu ödersin. Hadi al’ dedi.

Ve yaşlı adam geldiği gibi hızla gözden kayboldu. İşadamı elindeki çeke baktı. Çekte 500 bin dolar yazıyordu ve imza ise John Rockefeller’e aitti, yani o gün için dünyanın en zengin adamına. ‘Tüm borçlarımı hemen ödeyebilirim’ diye düşündü. John Rockefeller’e ait bu çekle her şeyi çözebilirdi. Ama çeki bozdurmaktan vazgeçti. Bu değerli çeki kasasına koydu. Onun kasasında olduğunu bilmenin güveniyle yepyeni bir iyimserlikle işine tekrar dört elle sarıldı. Büyük küçük demeden tüm işleri değerlendirmeye başladı. Ödeme planlarını yeniden yapılandırdı. İyi yapılan işler yeni işleri doğurdu.

Birkaç ay sonra tekrar işlerini yoluna koyabilmişti. Takip eden aylarda ise borçlarından tümüyle kurtulup hatta para kazanmaya başlamıştı. Tüm bir yıl boyunca çalıştı durdu. Tam bir yıl sonra, elinde bozulmamış çek ile parka gitti. Kararlaştırılmış saatin gelmesini bekledi.Tam zamanında yaşlı adamın hızla ona doğru geldiğini gördü. Tam ona çekini geri verip başarı öyküsünü paylaşacakken bir hemşire koşarak geldi ve adamı yakaladı.

Hemşire ‘Onu bulduğuma çok sevindim, umarım sizi rahatsız etmemiştir’ dedi. ‘Çünkü bu bey sürekli olarak huzur evinden kaçıp, bu parka geliyor.Herkese kendisinin John Rockfeller olduğunu söylüyor’ diye ekledi. Hemşire adamın koluna girip onunla birlikte uzaklaştı.

İşadamı şaşkın bir şekilde öylece durdu kaldı. Sanki donmuştu. Tüm yıl boyunca arkasında yarım milyon dolar olduğuna inanarak işler almış, yapmış ve satmıştı. Birden, hayatının akışının değiştiren şeyin para olmadığını fark etti. Hayatını değiştirenin yeniden kendinde bulduğu kendine güven ve inançtı. Başarının sırrı, kasamızda duran değil, kendi kalbimizde ve kafamızda olanlardır. Başka yerde aramaya gerek yok.

Posted in Hikayeler
3 Kasım 2016

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu.

Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim dedi. Sonra düşündü;
– Oh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez.
Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve “Baba haritayı düzelttim, artık sinemaya gidebiliriz ” dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hayretler içinde kaldı ve bunu nasıl yaptığını sordu.
Çocuk şöyle cevap verdi:
– Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı.

İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ.

Posted in Hikayeler
3 Kasım 2016

Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder. Gazali Gazalinin bu sözü size neyi anımsatıyor bilmem ama bana çokbilmişliği ve bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayı anımsatıyor.
Öyle hızlı bir dünyada yaşıyoruz ki, ruhlarımız geride kalırken bedenimizle bir yerlere gitmeye çalışıyoruz. Beden ruh ve akıl bir arada gitmeyince yapacağımız işleri anlamıyoruz. Otomatik olarak bazı şeyleri yaparken bazı şeyleri de otomatik olarak reddediyoruz.

Yumurta, patates ve kahve deneyini bilenler vardır. Cevizi dıştan kabuğu ile değerlendirirseniz sağlığınız için çok faydalı yağ asitlerini ve mikro nutrientleri de içeren bu besin maddesini de tanımamış olursunuz. Verdiğiniz kararı cevizi bilenler gülümseyerek dinlerler ve siz asla bilmeyeceksiniz insanlar bu sert şeyi neden seviyor.

Posted in Hikayeler
3 Kasım 2016

Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü. Kendi kendine: – “İçinde hangi yiyecek var acaba ?” diye düşündü. Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı. – “Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!” diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı. Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı: – “Zavallı farecik…Bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın” dedi. Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla domuzun yanına koştu ve, – “Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!” diye adeta çırpındı. Domuz anlayışla karşıladı ama, – “Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol” dedi. Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve , – “Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!” dedi. İnek; -“Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor.” dedi. Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı…. O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu

Posted in Hikayeler
3 Kasım 2016

Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok etkilenmiş, büyük kayıplar vermişler. Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var. Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış, çözüm aramaya başlamışlar.
Tartışa tartışa, nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına, birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş. Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak, aralarındaki hava akımını önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış. İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler. Ama başka bir problem çıkmış ortaya. Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar gerçekleşmiş. Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu sefer de donmalar meydana gelmiş. Ne var ki, her gece kah uzaklaşa kah yakınlaşa, deneye yanıla bir birlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler.
KISACA ;
Bizim de uzun dikenlerimiz var. Bunlar hayata karşı filtrelerimiz… Bazen faydalı, bazen de zararlı… Çoğu zaman, kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza. Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza. Ne var ki, sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün.
Birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı öğrenmeliyiz.
Aynen kirpiler gibi..

Posted in Hikayeler
3 Kasım 2016

Dr.Paul Ruskin, öğrencilerine psikoloji dersini okuturken bir olay anlatıyor;
– Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor
– Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor,
– Zaman, yer ya da kişi kavramı yok
– Yalnız, nasıl oluyorsa kendi adı söylendiğinde tepki veriyor.
– Son 6 aydır onun yanındayım, ne görünüşü için çaba sarfediyor ne de bakımı yapılırken yardım ediyor,
– Onu hep başkaları besliyor ve yıkayıp giydiriyor.
– Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor
– Gömleği salyalardan dolayı sürekli leke içinde
– Yürüyemiyor
– Uykusu düzensiz
– Gece yarısı çığlık çığlığa uyanıp herkesi kaldırıyor
– Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada sebep yokken sinirleniyor, biri gelip onu yatıştırana kadar feryat figan bağırıyor.
Bu olayı anlattıktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle bir hastanın bakımını üstlenmeyi isteyip istemediklerini sorar. Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler.
Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle ve istekle yaptığını ve mutlaka onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler hayrete düşerler.
Daha sonra Ruskin bahsettiği hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar. Fotoğraftaki kişi; doktorun altı aylık küçük kızıdır.

Posted in Hikayeler
3 Kasım 2016

Bir: Tereyağı hali.

Uçma makinesini tamamlayan mucit, havalanma deneyini izlemeleri için bir yığın kişiyi çağırdı. Beklenen an geldi. Son kontroller yapıldı. Mucit araca binip motoru çalıştırdı. Bir gümbürtü koptu. Makine üstünde durduğu rampayı parçaladı. Toz duman içinde toprağa gömülüp gözden kayboldu. Mucit ise son anda canını kurtarmayı başardı. “Gördünüz işte” dedi kendine gelince. “Ayrıntılarımın sağlamlığını kanıtlamış bulunuyorum.” Yerle bir olmuş tuğlalara bakarak, “Elbette bazı hatalar var” diye ekledi. “Ama bunlar sadece temelde ve esasta.”
Bu güvence üzerine herkes yeni bir makinenin yapımına para yatırmak için seferber oldu.

İki: Filozof hali.

Aptalın eşeğini dövdüğünü gören filozof araya girdi:”Kendine gel oğlum, kendine gel… Şiddete başvuranlar eninde sonunda şiddetle karşılık görür.” “Ben de bu eşeğe bunu öğretmeye çalışıyorum” dedi aptal, dayağa ara vermeden. “Çifteledi beni lanet hayvan!”
Filozof uzaklaşırken “aptalların felsefesi bizimkinden daha derin ve gerçekçi olamaz kuşkusuz” diye düşünüyordu. “Sadece bunu dile getiriş biçimleri daha etkileyici.”

Üç: Kurnaz hali.

Delikten çıkmak üzere olan fare, dışarıda bekleyen kediyi görünce tekrar yuvaya girdi. “Bitişikte bir mısır ambarı var” dedi öbür farelerden birine. “Yalnız gidecektim ama, bu ziyafeti saygıdeğer bir büyüğümle paylaşmak isterdim.”
“Harika!” dedi öbürü. “Geliyorum, önden gidip yolu göster.”
“Önden mi?” diye bir feryat kopardı beriki. “Daha neler! Nasıl gidebilirim sizin gibi yüce bir farenin önünde? Siz önden buyurun efendim.”
Pohpohlanmaktan hoşlanan öbürü öne geçti. Kedi onu kapıp uzaklaşınca, bizimki sağ salim çıktı dışarı.

Dört: Mutlu etme hali.

Adam bir kartal yakalamış, kanatlarını kırptıktan sonra tavuklarla birlikte kümese kapatmıştı. Alışık olmadığı bu durum kartalı derinden etkileyip bunalıma sürüklemişti.
“Aslında mutlu olman gerekir” dedi adam. “Kartalken sıradan biriydin. Ama yaşlı bir horoz olarak eşin benzerin yok yeryüzünde.”

Beş: Mutlu hali.

Ölümcül biçimde yaralanan kartal, bedenine saplanan okun sapında kendi tüylerinden birini görünce çok rahatladı.
“Neyse” diye inledi. “Bu işte başka bir kartalın parmağı olsaydı, kendimi gerçekten çok kötü hissederdim.”

Altı: ‘Hak’lı hali.

Ormanda dolaşırken ayağına diken batan bir aslan, rastladığı çobandan bunu çıkartmasını istedi. Çoban istediğini yaptı. Az önce başka bir çobanla karnını doyurmuş olan aslan, onun kılına bile dokunmadan uzaklaştı.
Uzun zaman sonra aynı çoban, haksız bir cezaya uğrayıp arenada aslanlara atıldı. Aslanlar onu yemek üzereyken, içlerinden birinin şöyle dediği duyuldu:
“Durun! Bu benim ayağımdaki dikeni çıkaran adam.”
Ötekiler bu özel ilişkiye saygı gösterip kenara çekildi. Hak sahibi de çobanını tek başına yedi.

Yedi: Gururlu hali.

Finoyu gören Aslan deliler gibi gülmeye başladı. Bir yandan da, “bu kadar küçük hayvan mı olur” diye söyleniyordu.
“Küçük olabilirim efendim” dedi fino gururla. “Ama dikkatinizi çekerim ki, sapına kadar köpeğim ben!”

Posted in Hikayeler
3 Kasım 2016

Eski Yunanda, Sokrates bilgiyi saklaması sebebiyle saygıdeğer bir ün yapmıştı..
Bir gün bir tanıdık, büyük filozofa rastladı ve dedi ki,
-Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun? ”
-“Bir dakika bekle” diye cevap verdi. Sokrates. “Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna Üçlü Filtre Testi deniyor.”
-“Üçlü Filtre?” dedi adam.
-“Doğru, “diye devam etti Sokrates. “Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir. Ona 3 filtre testi dememin sebebi.

Birinci filtre, Gerçek Filtresi… Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?
– ” Hayır,” dedi adam ”Aslında bunu sadece duydum ve ….
– Tamam,” dedi Sokrates, “Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun.

Şimdi ikinci filtreyi deneyelim. İyilik filtresini. Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi ?”
-“Hayır, tam tersi.. ” dedi adam…
– Öyleyse, ” diye devam etti Sokrates, “Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı.

İşe Yararlılık Filtresi. Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı ?”
-“Hayır , gerçekten değil” dedi adam….
”İyi, ” diye tamamladı Sokrat, “Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı” değilse bana niye söyleyesin ki ?”

Posted in Hikayeler
3 Kasım 2016

Size 6. ABD başkanı John Quincy Adams’ın bir sözünü aktarayım.

“Eğer hareketlerinizle başka insanların daha fazla hayal kurmalarına, daha fazla öğrenebilmelerine, daha fazla çalışmalarına ve daha fazlasını elde etmelerine sebep olursanız, siz gerçek lidersiniz.”

Kısaca iki tip liderlik var.
1. Çoban tipi. Bunu hepiniz biliyorsunuz.
2. Kurt tipi. Ekibinin, grubunun önünde yer alarak “Ben ne yapıyorsam, siz de onu yapın, benim gittiğim yere gidin, benim kardaki ayak izlerimi takip edin, başarıyı birlikte elde edelim.” der.

Gruplarındaki kişiler de bir gün kendi ekiplerini kuracaklar, aynı şeyleri uygulayarak kendi işlerini de gerçekleştireceklerdir. İşte gerçek lider budur.
Başarılı olmak istiyorsak “Aynayı yüzümüze tutup kendimizi analiz etmeli ve hangi tip liderlik yaptığımıza karar verip çoban gibi arkadan yönlendirmek yerine kurt gibi ekibinin başına geçerek yol gösterici liderliği seçmeliyiz. Yol belirleyen kurt gibi lider olunuz.

Posted in Hikayeler