- YAŞAM KOÇLUĞU -

1- Neden bazı insanlar inanılmaz derecede şanslıyken, diğerleri hak ettikleri olanaklara asla sahip olamaz?

10 yıl önce, sansı araştırmaya başladım. Neden bazı insanların hep doğru zamanda doğru yerde olduğunu, diğerlerinin ise sürekli olarak şanssızlıklarla boğuştuğunu merak ediyordum. Ulusal gazetelere ilan vererek kendilerini her zaman şanslı ya da şanssız hisseden insanların benimle temasa geçmelerini rica ettim.

Yüzlerce sıra dışı erkek ve kadın, araştırmam için gönüllü oldu. Yıllar boyunca, onlarla söyleşiler yaptım; yaşamlarını gözlemledim ve deneylere katılmalarını sağladım.

Sonuçlar gösteriyor ki insanlar, neden şanslı ya da şanssız olduklarını tam olarak bilemeseler de düşünceleri ve davranışları, bu durumu büyük ölçüde açıklıyor.

Bir şans ya da bir fırsat gibi görünen durumları düşünelim.

Şanslı insanların bu tür fırsatlarla sürekli karşılaşmalarına karşılık, şanssız insanlar bunlarla hiç karsılaşmazlar. Bu durumun, insanların söz konusu fırsatları fark etme yetenekleri arasındaki farklılıklardan mı kaynaklandığını bulmak için basit bir deney yaptım.

Hem şanslı, hem de şanssız insanlara bir gazete verdim ve onlardan gazeteyi iyice inceleyip içinde ne kadar fotoğraf olduğunu bana söylemelerini istedim. Gazetenin ortalarında bir yere, üzerinde şu not yazılı olan büyük bir mesaj yerleştirdim:

"Deney görevlisine bunu gördüğünüzü söyleyin; 250 dolar kazanın."

Bu mesaj, sayfanın yarısını kaplıyordu ve yüksekliği 5 cm'in üzerinde olan bir fontla yazılmıştı.

Herkesin yüzünü sabit bakışlarla süzüyordum.

Şanssız insanlar, bunu fark edemezlerken, şanslı insanlar hemen fark ettiler. Şanssız insanlar, genel olarak şanslı insanlardan daha gergindirler. Bu endişeli ruh hali, beklenmeyeni fark etme yeteneklerine zarar verir. Sonuç olarak, fırsatları kaçırırlar; çünkü başka bir şeyi aramaya aşırı odaklanmışlardır. Partilere, mükemmel eşlerini bulma düşüncesiyle giderler; bu yüzden de iyi arkadaşlar edinme fırsatlarını kaçırırlar. Belli iş ilanlarını bulmaya kararlı bir biçimde gazeteleri incelerler ve diğer iş olanaklarını kaçırırlar. Şanslı insanlar, daha rahat ve açıktırlar. Dolayısıyla, yalnızca aradıklarını değil, orada ne olduğunu da görürler.

Araştırmam, sonuç olarak şunu gösterdi: Şanslı insanlar, dört ilke sayesinde şanslarını yaratırlar.

- Şans fırsatlarını yaratma ve fark etme konusunda beceriklidirler;
- Sezgilerini dinleyerek şanslı kararlar verebilirler;
- Olumlu beklentiler sayesinde doğru çıkan tahminlerde bulunurlar
- Şanssızlığı şansa dönüştüren esnek bir yaklaşım benimserler.

Çalışmanın sonuna doğru, bu ilkelerin, şansı yaratmada kullanılıp kullanılamayacağını merak ettim.

Bir grup gönüllüden, bir ay boyunca, şanslı bir insan gibi düşünüp davranmaya yardımcı olacak egzersizler yapmasını istedim.

Çarpıcı Sonuçlar:

Bu egzersizler, şans fırsatlarını fark etmeleri, sezgilerini dinlemeleri, şanslı olmayı ummaları ve şanssızlığa karşı daha esnek olmalarında onlara yardımcı oldu.

Gönüllüler, bir ay sonra döndü ve neler olduğunu anlattılar.

Sonuçlar, çarpıcıydı:

Bu insanların % 80'i, artik daha mutluydu; yaşamında daha çok tatmin oluyordu ve belki de en önemlisi, daha şanslıydı. Sonuç olarak, asla akla gelmeyecek "şans faktörü"nü bulmuştum.

Aşağıda, Profesör Wiseman'ın şanslı olmak için önerdiği dört temel ipucu bulunuyor:

1. İçsel sezgilerinizi dinleyin; normalde doğru çıkarlar.
2.Yeni deneyimlere ve normal rutininizi bozmaya açık olun.
3.Her gün birkaç dakikanızı iyi giden şeyleri hatırlayarak geçirin.
4. Önemli bir toplantı ya da telefon görüşmesi öncesinde kendinizi şanslı olarak hayal edin. Şans, çoğu zaman, doğru çıkan bir tahmindir.

2- Siz

Sisli ortamda görüntüler hem net değildir hem de görüş mesafesi çok kısadır. Uzak görüşlü olamayız.

Gecenin karanlığı da böyledir. Gün ışığında net olarak görünen pek çok şey gece saatlerinde belki ay ışığı veya uzaktan süzülen solgun bir ışığın varlığında belki siluet olarak görülebilir ama pek çok ayrıntı da gözden kaçar.

Bazen gündüzdür ve hava aydınlıktır ama bazı şeyler gene görülmez. Çünkü bu sefer de arada mesafeler vardır ve insan gözü uzakta olanı göremez.

Bazen yakında olanı da göremez. Çünkü önünde görmesini engelleyen başka bir cisim vardır ve görüş sahasını kapatır.

Bazen gene görmediğimiz şeyler vardır. Ortada olmasına ve önünde hiç bir engel olmamasına rağmen hatta gün ışığında bile görülmez. Görülmemesinin sebebi olmaması değildir. Sadece beynimiz görmeye hazır değildir.

Vizyon burada ortaya çıkan bir şeydir. Görülmesinin önünde engeller olmasına rağmen ( ki çoğu zaman kendi beynimiz ve olmadığına olan inancımızdır) görmemiz gerekenler sadece vizyon sayesinde görülebilir.

Vizyonunuz ne kadar geniş ve uzun vadeli olursa o kadar da gerçekleştirilmesi zor gibi görünür. Çünkü artık her türlü ortamın dışına taşmış bir durum söz konusudur. Bu durumda aklıma bir söz gelir. Siz yıldızlara uzanmaya hedefleyin. Ulaşamazsanız da yaklaşırsınız.

3– ZAYIF VE KUVVETLİ YÖNLERİMİZ

Hepimizin kuvvetli yönleri olduğu gibi zayıf yönleri de var. Size bir iyi haber bir de kötü haber vereyim. Kuvvetli yönünüzün olması harika. Aynı zamanda çok kötü. Zira en kuvvetli yönümüz esasında en zayıf yönümüzü de oluşturuyor. Bunu hemen reddedebilirsiniz. Çünkü bu yönünüz kuvvetli ama sonradan göreceksiniz ki bu de sizin en zayıf yönünüzü oluşturacak. Genelde iki boyutlu düşünüyoruz. Oysa en azından 3 boyutlu düşünmek gerekir. Hatta bunu 4 boyut haline getirirseniz süper olur.

Harika bir futbol takımında kaleci ile santraforda aynı özellikleri mi arıyoruz? Hayır değil mi? Eğer evet diyorsanız bir an düşünün kaleci ve santrafor yer değiştirmiş. Takım gol atamadığı gibi gol yemeye başlıyor. Takım aynı gibi gözükmesine rağmen biz takımı organize edemedik. Kuvvetli yönleri ön plana çıkarıp bir takım kurarken farklı kişilik özelliklerinden faydalanıyoruz.

İnsanlığı zengin kılan kişisel farklılıklardır. Düşünsenize tüm dünyada kendisinden çok memnun olduğumuz milyonlarca kendimiz. Nasıl? Çekilir bir hayat değil mi? Her gün için dua edelim. iyi ki bizi dengeleyecek farklı kişilik özelliklerinde dostlarımız var. Ben onlara iyi ki varlar diyorum. Benim dünyamı yaşanılır kılıyorlar.

4- ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİK

Hepimiz hayatımızda güzel şeyler olsun isteriz. Bunun için gereken çabayı gösteririz. İyi bir okula gideriz. Okuruz. Mezun oluruz. İyi bir işe girip mesleğimizde yükselmeye çalışırız. Değişik ünvanlar alırız ve makamlara geliriz. Bu bize başarı olarak sunulmuştur. Bunun karşılığında " Ağlamayan çocuğa meme verilmez" esasına göre bir ücret verilir ama bunun kolay olmadığını vurgularcasına yetki ve ücret artırılırken işte geçirilen zaman da artar yapılan görevler de. Esasında ücret artmamıştır. Belki ücret yapılan iş başına azalmıştır bile ama siz böyle bir durumda değilsiniz muhtemelen. Hayatınızdan memnun ve geleceğin de iyi olacağını düşünüyorsunuzdur.

"Mükemmelin düşmanı iyidir" lafını pek umursamıyorsunuz ve elde ettiklerinize bir de çevrenizde bunları elde edemeyenlere bakıyor ve sonuçta diyorsunuz ki ben konfor bölgemde rahatım. Sizi bu durumda iken ne harekete geçirecektir.

Belki yıllar sonra anlayacaksınız susamadan su kuyusu kazmanın gerekliliğini ama gün geçmiş.

Bizler hayatımızda bir fark yaratmak için yola çıkmış kişileriz. Her gün yaptığımıza ilave olarak farklı bir şeyler yapıyoruz. Çünkü biliyoruz ki hep aynı şeyi yaparak farklı sonuçlara ulaşacağını sanmak dünyadaki en büyük çılgınlıktır.

Belki çok büyük bir sanatçı olmak ve alkışlanmak istiyordunuz. Ama hayallerinizi gömdünüz. Bugüne kadar sizi kimse teşvik etmedi. Hatta size engel çıkardılar. İçinizdeki ruh bedeninize sığmıyor. Ama bunu gören yok.

Belki sevdiklerinize iyi bir hayat sağlamak istiyor bunun için gerekli olan parayı kazanmak için uğraşıyorsunuz. Kazanıyor ama zamanınızı sevdiklerinizle beraber geçiremeyip kazandığınız paraya bile lanet ediyorsunuz.

Belki eşinizle beraber gezmek istiyor ama seyahate bırakın çıkmayı akşam yüzünü bile göremiyorsunuz.

Emekli olunca düşeceğiniz durum aklınıza geliyor. Ekonomik sıkıntıları aşmak için neler yapacağınızı düşünüyorsunuz.

Şu anda kazancınız iyi ama alternatif gelir getirecek bir B planı oluşturmak istiyorsunuz.

Belki insanlara yardımcı olmak istiyor ama kazancınızla kendi çocuğunuzu okuturken başka çocuklara ancak sınırlı bir yardımda bulunuyorsunuz.

Belki evlenme planları yapıyorsunuz. Eskiden 2 gönül bir olunca samanlık seyran olur derlerdi ama öyle olmuyor. Sık sık yakın çevrenizden duyuyorsunuz ekonomik sıkıntılar yüzünden evliliklerin istenemeyen sonla bittiğini.

Çevreye karşı duyarlısınız. Doğayı kirletmek istemiyor ve çocuklarımıza temiz bir çevre bırakmak istiyorsunuz ama nasıl yapacağınızı bilemiyorsunuz. Çevre dostu ürünler kullanmak istiyorsunuz.

Sağlığınıza düşkünsünüz. Her gün bir haber okuyorsunuz. Kanser artıyor. Ne yapacağınızı bilemiyorsunuz.

Sağlıklı ürünler tüketmek istiyorsunuz ama sahtekarlık diz boyu. Hiç bir şeye güveniniz kalmamış. Sağlıklı su içme şansınız bile yok. Doğal su kaynakları kurumuş ve su bozulmuş. Şebeke suyu ise klordan geçilmiyor. Klorun ne kadar zararlı olduğunu öğrenmişsiniz ama paranız da değerli. Başka çaresi yok. Tam bir kararsızlık hali. Atalete girdiniz. Artık her şeye boş vermeye başladınız. Öğretilmiş çaresizlik devreye girdi. Sizi siz değil başka şeyler kumanda etmeye başladı.

Ne yapacaksınız?

Bu arada kimseden yardım istemiyor ve size birileri bir şey söylediğinde ters ters bakıyorsunuz " O kim ki? Ne biliyor ki? Bana ne öğretebilir ki? ve öğrenme modunuzu kapatıyorsunuz. Zaten biliyorsunuz ki kimse kimseye yardım etmez. Klasik öğreti.

Bir kere öğretilmiş çaresizlik devreye girince her şeye bahane bulmaya başlarsınız. Başarısızlıkların üstesinden nasıl gelebilirsiniz ki? Sizin bir egonuz var. Egonuz asla tuş olmaz. Bu çaresizlik sendromuna karşı beyniniz çareler yerine bahaneler üreterek durumu kurtarmaya çalışır. Yaptığı işi başarı olarak görür. Daha doğrusu hiçbir şey göremiyordur ama beyni ona öyle görmesini emrediyordur. O kişi beynini kontrol eden kişi konumundan çıkmıştır. Başarılı insan ise her bahanenin ardında aşılacak bir sebep görür. Ben başarılıyım yerine daha çok neyi başarabilirim diye düşünür. Geçmişteki başarı anılarından sıyrılır. Diğerleri ise başarısızlık hissinin verdiği çok çalışma ( efektif değil, anlamsız saatler harcama. 1 saatlik işi 10 saatte yaparak önemli adam olma sendromu) ile durumu kapatır. Çevresindekiler ona ne kadar çok çalışıyorsun dediğinde koltukları kabarır ve geleneksel % 90 içindeki yerini alır. Bu yer ana karnı gibi sıcak ve tehlikesizdir. Ama doğum olacaktır. Tabii ana karnı içinde yaşam son da bulabilir. "Ne yapabilirim ki ?"gibi aciz bir soru yerine "Neleri değiştirebilirim ?" sorusunu sormaya başlarsınız hayatınız değişir. Sizinki değiştiği gibi çevrenizdekilerin de hayatını olumlu yönde değiştirmeye başlarsınız.

SİZ KAZANANLARSINIZ.

5- SIKINTILARA ŞÜKRETMEK

Her birimiz birçok problemlerle karşılaşıyoruz.

Başarının sırrı problemlere değil çözüme odaklanmaktır. Bu öğrenilmesi gereken bir olgudur. Bunda ne kadar başarılı olursanız hayatta istediklerinize o kadar çabuk ve kalıcı bir şekilde ulaşırsınız.

Usta olmanın sırrı da pratik yapmaktır. O nedenle hayatta karşılaştığınız her sıkıntı için şükredin. Çünkü sizi siz yapan ve başarıyı getiren o sıkıntılardır. Gereken sayıda sıkıntının üstünden gelmediyseniz elde ettiğinizi sandığınız başarı asla sizin yanınızda kalıcı olmayacaktır. O nedenle dua edin pek çok sıkıntıyla karşılaşmanız için. Bunlar size bir armağandır.

6- PATATES YUMURTA VE KAHVE

Bir zamanlar her şeyden sürekli, şikayet eden, hayatın ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı. Hayat, ona göre, çok karmaşık ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmuştu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karsısına. Yine kızın bu yakınmaları karsısında, mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu mutfağa götürdü üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca, bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra kızına tek kelime etmeden, beklemeye başladı. Kızı da hiçbir şey anlamadı, bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karsılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya başladı. Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi. Yirmi dakika sonra, adam, cezvelerin altındaki ateşi kapattı.

Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu. ikincisinden yumurtayı çıkardı, onu da bir tabağa koydu. Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı. Kızına dönerek sordu:

- Ne görüyorsun?

- Patates, yumurta ve kahve !! diye alaylı bir cevap verdi kızı.

Daha yakından bak bir de dedi baba, patatese dokun. Kız denileni yaptı;ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi.

Ayni şekilde, yumurtayı da incele. Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılaştığını gördü. Sonunda kızının kahveden bir yudum almasını söyledi.

Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı. Ama yinede bütün bunlardan bir şey anlamamıştı:

-Bütün bunlar ne anlama geliyor baba ?

Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de ayni sıkıntıyı yasadıklarını;, yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı. Ama her biri bu sıkıntının karsısında farklı tepkiler vermişlerdi.

Patates daha ince sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü.

Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğu içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurtanın içi sertleşmiş ve katılaşmıştı.

Ancak, kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değiştiği gibi suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı.

Sen hangisisin? diye sordu kızına.

Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin?

Patates gibi yumuşayıp ezilecek misin? Yumurta gibi kalbini mi katılaştıracaksın? Yoksa, kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin?

KAHVE TADINDA BİR YAŞAM DİLEĞİYLE

7- ÇARESİZLİK DÖNEMLERİ

Her insan hayatının bir döneminde kendisini çaresiz hissetmiştir veya hissedecektir. Büyük çaresizliklerin yanı sıra günlük hayatta çaresizlik dediğimiz ama daha çok ne yapılacağını bilemediğimiz durumlar daha çoktur. Ben kendimi çaresiz ya da kapana kısılmış hissettiğimde, çözüm bulamadığımda ve bir bataklıkta olduğumun bile farkında olmadığım dönemlerde kendimi motive etmek için tarihe yön vermiş, ekonomide değişimi fark eden kişilerin yazılarını okurum, CDlerini dinlerim. Damarlarımda akan kanın hızı değişir. Bedenim yenilenir. Ruhum atağa geçer ve hedeflerime yürüme cesaretini ve kuvvetini bulurum.

Bu sabah dinlediğim bir kasette konuşan büyük bir iş adamı iş mezarlığından söz etti. O mezarlığa çiçek koymak deyimini kullandı. Farkında olmadan ben de bunu yapıyormuşum. Farkında olmadığım gerçekliği bana hatırlattı. "Böyle devam edebilirsin ve bir gün birileri sana da çiçek bırakır." Ama benim istediğim şey bu değildi ki. Benim hayallerim vardı. Onları hedef haline getirmiştim. Onlara ulaşmak için her türlü zorluğu göze almıştım. Hayallerim benim bebeklerimdi. Onlara iyi bakmam beslemem gerekiyordu. Mezarlığa çiçek bırakarak bunu yapamazdım.

Bugüne sizi getiren bildiklerinizdir. Eğer bu noktada kalmak isterseniz bir şey öğrenmenize gerek yok. Gerçi doğanın yasası işleyecek ve hareketsiz kaldığınız için sizi geçenler olacak ama siz özgür iradenizle durmayı tercih ettiniz ( belki kendinizi hareket halinde zannediyor olabilirsiniz ama duruyorsunuz. Bunu trende otururken yanda hareket eden trene baktığınızda hissedebilirsiniz. Sanki siz hareket ettiğinizi sanırsınız.) Eğer gerçekleştirmek istediğiniz hayalleriniz var ve bulunduğunuz noktadan ileriye gitmek istiyorsanız bilmediklerinizi öğrenmeniz gerekir. Bilmediğimi bilene kadar bildim. Çok hoşuma giden bir söz. Sizi ileriye taşıyacak olan bilmediğiniz bilgilerdir. 4 sınıf insandan hangisi olacaksınız?

-Bildiğini bilen (herkese faydalı olur) -Bildiğini bilmeyen (faydası olmaz zararı da olmaz)
-Bilmediğini bilen( zararı olmaz faydası da olmaz. öğrenebilir ve kendini geliştirebilir)
-Bilmediğini bilmeyen (en tehlikeli grup. çok zararlı olur. faydası kesinlikle olmaz).

Hayallerinizle aranızdaki tek engel sizsiniz. Hiç kimse değil. Aksini savunan varsa tartışabiliriz. Bahaneler yaratabilirsiniz. Her başarısızlığın altında bahaneler vardır. Bahane olarak bir yeri işaret ederken 3 parmağınız sizi işaret ediyordur. Yani farkında olmadan kendi kendinizi zaten işaret ediyorsunuz.

8- KAZANAN VE KAYBEDEN

KAZANAN her zaman çözümün bir parçasıdır
KAYBEDEN her zaman problemin bir parçasıdır
KAZANAN her zaman bir programı vardır
KAYBEDEN her zaman bir özürü vardır
KAZANAN ''Bu işi senin için yaparım" der
KAYBEDEN "Benim işim değil ki"
KAZANAN her sorunda bir çözüm görür
KAYBEDEN her çözümde bir sorun görür
KAZANAN Uzak ama yolu biliyorum" der
KAYBEDEN Yakın ama yolu bilmiyorum"
KAZANAN çakılların yanındaki çimeni görür
KAYBEDEN çimenin yanındaki çakılları görür
KAZANAN "Zor olabilir ama mümkün" der
KAYBEDEN "Mümkün ama çok zor"
KAZANAN konuşmak yerine yapar
KAYBEDEN yapmak yerine konuşur
KAZANAN ağlamak yerine çalışır
KAYBEDEN çalışmak yerine ağlar
KAZANAN beynini çalıştırır
KAYBEDEN çenesini....

9- KUŞLAR VE ADA

Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun bir yerinde; milyonlarca kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür. Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan kuşlardan yorulanlar, okyanusun dev dalgalarına atılarak intihar ederler.

Bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı araştırır.

Kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfederler; ancak intihar etmelerinin nedenini çözemezler.

Yıllar süren araştırmalar sonucunda bu trajik olayın yaşandığı yerde bir ada olduğunu, kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar.

İnsanların yokluğunu bile fark edemedikleri ada; kuşlar için göç yollarının vazgeçilmez durağıdır.

Kuşlar, binlerce yıllık alışkanlıkla adanın yerini bilmektedirler ve yıpratıcı bir yolculuktan sonra aradıkları adayı bulamayınca yorgunluktan bitkin düşen bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına gömmektedirler?

Peki ya siz?

Sizin hiç bir adanız oldu mu? Yaşamın uzun göç yollarında size bir yudum taze soluk verecek, yolunuza dinç devam etmenizi sağlayacak bir adanız var mı?

Bir gün yerinde bulamazsanız, ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın döndüğü ve dengenizi yitirinceye kadar kanat çırpacağınız bir ada yaratabildiniz mi kendinize?

Sınırsızca her şeyi paylaşabileceğiniz bir dost!

Yola birlikte çıkacak kadar güvendiğiniz bir arkadaş, daima huzur ve mutluluk verecek biri, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi?

Yılbaşında şöyle daha bir yakın bakın çevrenize?

Size gelen, sizin gittiğiniz, sizi bulan, sizin bulduğunuz kaç ada var çevrenizde?

Kaç tane durup nefeslendiğiniz ada yaratmışsınız kendinize?

10- BİR BİLEN DAİMA VARDIR

İnsaat amelesi viziteye cikip haftalardir tuvalete çıkamadığını söylemiş. Doktor muayene edip, amelenin külotunu indirip masaya yatmasın istemiş, adam denileni yapınca doktor içeriden getirdiği beyzbol sopasını 3-4 kere sertçe indirmiş amelenin kıçının tam ortasına

- Tamam, simdi tuvalete gidin demiş. Bir kaç dakika sonra tuvaletten rahatlamış olarak çıkan amele
- Sağol doktor bey.. demiş.
- Hep böyle olabilmek için ne yapmalıyım?
- Bir şey yapmana gerek yok.. demiş doktor, Tuvaletini yaptıktan sonra kıçını çimento torbasıyla silme yeter...

Problemlerle karşılaştığınızda kime danıştığınız önemlidir.